top of page

Ah bir Ege'ye taşınsam..

Güncelleme tarihi: 19 May

Hepimiz o meşhur havucun peşindeyiz. Zihnimiz bize durmadan yeni “kurtuluş senaryoları” yazıyor:


“Ege’ye taşınsam her şey düzelecek.”

“O terfiyi alınca nihayet rahatlayacağım.”

“Doğru insanı bulunca içimdeki o boşluk dolacak…”


Şu borçlar bitsin, şurayı da gezeyim, kendi işimi kurayım, ideal kiloma ulaşayım… İşte o zaman her şey tamam olacak.


Ortak his hep aynı: Mutluluk biraz ileride. Bir sonraki durakta.


Pek çoğumuz aslında bu listedeki birçok şeyi gerçekleştirdik. İstedik, çabaladık, elde ettik.

Dışarıdan bakıldığında “tam” görünen hayatlar kurduk.


Ama o beklenen kalıcı huzur bir türlü yerleşmedi içimize.

Bir anlık tatminin ardından, o tanıdık boşluk hissi yeniden geldi.


Çünkü yanlış araçtan, doğru sonucu bekliyoruz.


Huzuru, mutluluğu ve o “tamamlanmışlık” hissini dış dünyada aradığımız sürece kendimizi aynı döngünün içinde bulmamız çok doğal. Çünkü dışarıdaki şeylere, aslında taşıyamayacakları anlamlar yüklüyoruz.


Geçici olan bir şey, insana kalıcı bir huzur verebilir mi?


Mucizeler Kursu’nun 128. dersinde şöyle bir cümle vardır:


“Gördüğüm dünya istediğim hiçbir şeyi barındırmıyor.”


Bu bir vazgeçiş ya da karamsarlık cümlesi değildir. Aksine, özgürleştirici ve hafifletici bir tarafı vardır.


Çünkü bir evin, ilişkinin, başarının ya da başka bir şeyin seni tamamen “kurtaracağına” inandığında, fark etmeden ona bağımlı hâle gelirsin.


Gerçekleşmediğinde eksik hissedersin. Gerçekleştiğinde ise bir süre sonra kendini yine aynı yerde bulabilirsin.


“Hala neden tam hissetmiyorum?”


Belki de sorun, sahip olduklarımız değil; onlardan ne beklediğimizdir.


Dünyayı Bir Amaç Değil, Bir Araç Olarak Kullanmak


Peki, dünya bize o kalıcı huzuru veremiyorsa ondan tamamen elimizi eteğimizi mi çekeceğiz?


Tabii ki hayır.


Bu, her şeyin anlamsızlaşması değil; aksine her şeyin yerli yerine oturmasıdır.

Dünyayı bir amaç değil, bir araç olarak kullanmaya başladığında özgürleşirsin.


Artık o evin seni mutlu etme “görevi” yoktur. O partnerin, senin içindeki boşluğu doldurma “sorumluluğu” kalmamıştır. Onlardan bu beklentileri çektiğinde hafiflersin.


Artık huzurun dış koşulların insafına bağlı değildir.


Hatırlamak


Belki de hayat, dışarıda aradığımız şeylerin bizi neden tam doyurmadığını göstererek içeriye dönmeye çağırıyordur.


Çünkü insan bir noktada şunu fark etmeye başlıyor:

Aradığım şey hiçbir zaman tamamen dışarıda değildi.


Ve bazen gerçek dönüşüm, yeni bir şey bulmak değil; zaten içinde olanı yeniden hatırlamaktır.


Küçük Bir Farkındalık Pratiği


Şimdi bir dur ve hayatındaki o listeye bak.

“Bu olursa sonunda rahatlayacağım” dediğin şey ne?


Şimdi kendine dürüstçe şu soruyu sor:

“Bu şey gerçekten bana aradığım o sarsılmaz huzuru ve mutluluğu verebilir mi, yoksa ben mi ona taşıyamayacağı bir anlam yüklüyorum?”

 
 
 

Yorumlar


bottom of page